ömrü boyunca en az on kulaklık eskitmiş okurlara hitap eden blog
Metal müzik camiasında son 5 yılın istikrarlı bir biçimde en büyük yükselişini yapan grup kimdi diye sorarsam eminim cevaplayıcıların büyük bölümü Lamb of God ismini verecektir. “As The Palaces Burn” ile metal camiasında zaten büyük süksek yapmışlardır. Bu albüm hem Revolver hem de Metal Hammer‘a göre 2003 yılının bir numaralı albümüydü ama deyim yerindeyse turnayı gözünde vurmaları “Ashes of the Wake” albümünü çıkarmaları ile gerçekleşti. Sonra bu başarıyı unutturmadan devam eden promosyon harikası albüm “Sacrament” geldi. Arada baba grup diye tabir edebileceğim ama Lamb Of God‘tan fazla fanı olup olmadığı tartışılır isimlerle turladılar, fan kitlelerini sürükleyici ve heyecan bombası DVDler çıkardılar. Metal müziğin izlediği trend de işine yaradı onların hatta bir süre sonra onlar trend’i belirlemeye başladılar. Müzikal anlamda değişiklikler de yaşadılar elbette. ”As The Palaces Burn”de dinlemediği zamanlarda bile insanın kulağında çınlayacak gitar soloları vardı mesela. Zamanla daha teknik bir sound yakalamaya başladılar. ”Sacrament” albümünde ise bu teknik sound iyice ayyuka çıktı. Müziklerindeki farklılaşımlardan diğer bir tanesi de Randy Blythe’ın vokallerindeki gelişim dürtülü değişimdi.

Bizim camiada heavy metal alt türleri arasındaki tartışma her zaman moda olmuştur. Sonu kesilmeyen bu tartışmalara kimi zaman ise fantastikliğe varabilecek nitelikte sonuçlar elde etmemiz sağladı (#). Last.Fm etiketleri ve blog yazarlarının bize sunduğu verilere göz önüne alırsak Virginia eyaletinden çıkmış grubun groove metal ve metalcore arasında gidip geldiğini söyleyebiliriz. Bassist John Campbell “Walk With Me In the Hell” DVDsinde kendilerinden heavy metal çalan bir punk grubu olarak bahseder, davulcu Chris Adler de “Sacrament” albümü için speed metal tabirini kullanır. Artık sizin için hangisinin doğru olduğunu yorumlarda göreceğiz…
Lamb Of God‘tan bu kadar bahsetmenin sebebi ise tahmin edileceği üzere yeni çıkarmış olduk “Wrath” adlı albüm. Albümden nete düşen ilk şarkı “Contractor”ü dinlediğimde biraz hayalkırıklığına uğradığımı itiraf etmem gerekir. Eski LoG sound’undan tamamen uzak, daha çok bir hardcore punk grubundan dinlemeyi beklediğim bir şarkıydı ve fazlasıyla Hatebreed, Full Blown Chaos, First Blood kokuyordu. Kesinlikle kötü bir şarkı değildi fakat alışılageldik LoG havasında uzaktı. Tek şarkının hayalkırıklığına bir kenara itip albümün geri kalanının bu tarzda şeyler sunmayacağını düşünenlerdendim, keza albümü dinlediğimde haklı olduğumu da anladım. Her albümde biraz değişen, değiştikçe de LoG‘ın geliştiğini gösteren bir albümdü “Wrath”. Hız katalizörlü Amerikan death metalini böylesine dengeli bir şekilde groove’larla bezemeleri gerçekten övgüyü hakediyor. Aldıkları iyi eleştiriler de hiç de gözardı edilecek cinsten değil.
Sözlerimin bittiği yere yaklaşırken olayı özetleyebileceğim en güzel cümleyi LoG yine yapacağını yapmış diyerek paylaşıyorum sizlerle. “Ashes Of The Wake” ile efsanevi bir adım attılar ve sonradan ortaya çıkardıklarıyla da bu adıma yenilerini eklemeyi bildiler. Bu adımların sonu da gelecek gibi değil. 17-18 yaşlarından itibaren LoG dinlemeye başlayan her metalcinin kendileri gibi metalci olacak çocuklarına anlatacakları bir grup olmaya doğru gidiyorlar.
Yorumla